Ani Tepkiler Vermek Çocuğu Nasıl Etkiler ?

Sorularla Aile | Sal, 11/08/2015 - 11:26 | Makale
5,197
 
O kadar güzel şeylerden bahsediyorsunuz ki… Belki sesinizin ulaşamadığı birçok insan var. Bazı insanların duyguları maalesef o kadar ölmüş oluyor ki, etki edilemiyor. Ama köyün delisi diyorsunuz ya, eminim benim gibi bir çok insan vardır buna aday olan…
 
Ne kadar uygulamaya çalışsak da bazen öyle sıkıştığımız anlar oluyor ki, çocuğun bizi azıcık sıkıştırmasına, ufak bir şeye bile sanki çok ağır bir şey yapıyormuş gibi çok büyük anlık tepkiler verebiliyoruz. Bunlar bazen çocuğa da oluyor, bazen eşime de oluyor. Henüz atlatabildiğim, yenebildiğim bir şey değil. Böyle zamanlarda en ufak bir bağırmam da çocuk çok şaşırıyor ve alınıyor, dudağını büzüyor. O dudağını büzdüğü an ben bitiyorum. Ve hemen hatamın farkına varıp çocuğuma sarılıp, “Özür dilerim, aslında sana bağırmak istememiştim” diyorum. Bağırıp hemen arkasından gidip sarılıp özür dilemem bir kaygı oluşturur mu? Ne yapmam lazım böyle bir durumda?
 
Geçen hafta Almanya’da kitap fuarındaydım. Allah’ım Almanya’da mıyım Türkiye’de miyim belli değil… Aynı buradaki o köyün delileri toplanmışlar oraya gelmişler. Onların yanlarındaki çocuklara bir baktım, çocuk konuşurken ona nezaketen eğilerek, gözlerine bakarak, kucağına alarak, “Efendim anneciğim” diyerek yaklaşan annelere-babalara baktım. Bir de çocuğuna hala kırbaçla, ceza ve mükafat ile terbiye edeceğini düşünen ve “Bir pedagog gelmiş, bakalım ne söyleyecek” diye yaklaşan anne-babaların çocuklarına baktım, ikisi arasında dağlar kadar fark var. Ve orada şunları duyduğumda çok mutlu oldum: “Anadolu Pedagojisine göre yetiştirdiğimiz çocuğumuzla, 600 km. uzaktan sadece sizinle karşılaşmak için geldik.”
Geçenlerde bir telefon konuşması yaparken, bir çocuk bana şöyle bir şey söyledi: “Adem Güneş yaşıyor muydu?” dedi. “Adem Güneş var mıydı?” diye sordu. Herhalde Harry Potter gibi bir çizgi film kahramanı zannetmiş ki; “Adem Güneş var mıydı ki?” diye sordu. Çok mutlu oldum.
 
İnşallah bu, çocuğa duyarlı bir nesil yetiştirilmesine vesile olur. Biz kendi çocuğumuzu yetiştirsek çok bir şey fark etmiyor. Başkalarına yem yetiştiriyoruz.
 
Nezaketli çocuk, kaba çocukların içerisinde sadece tırnağını yiyen çocuğa dönüşür. O yüzden toplumsal bir harekettir çocuk yetiştirmek.
 
Hiç bir zaman sorunsuz bir ev hayatı ve çocuk yetiştirmeyle karşılaşmayacağız. “Her şey bitti, çocuğum acayip bir şey oldu ve şu anda benim annelik yapmaya ihtiyacım yok” diyorsanız, kendinizi kandırırsınız. Her an yeni problemlerle, her an çözülmesi lazım gelen bir şeylerle karşılaşacağız ki yaşam devam etsin.
 
Bir annenin ya da bir babanın aslında anne babalık hitap edişi, önce sesinin tonuyla anlaşılıyor. Sesinin tonu annemsi bir ses, rahmetle süslenmiş bir ses, yumuşak bir ses, hitap edici bir ses, çocuğu kavrayıcı kucaklayıcı bir ses olmalı… Çok defa bu ses çok tanıdık geliyor. Belki dünya üzerinde ne kadar insan yaşıyorsa, her birisinin kendisine ait bir sesinin tonu olsa da, yumuşak ses ve o annemsi ses, o şefkatli ses hemen tanınıyor. Ve yumuşacık o sesin kişiye birden bire tesir ettiğini görülüyor.
 
Bir annenin ya da babanın kendisinde ilk kazanacağı şey; sesinin tonu olmalıdır.”
 
Buyurucu ve emredici ses, ince, karşıdaki kişiyi sanki kırbaçla yakalamış gibi, sanki kaşları çatılmış gibi emredici bir ses, çocuk terbiyesine en zarar verici unsurdur. Eğer bir anne baba kendisini terbiye etmek istiyorsa, terbiye etmeye başlayacağı yer önce sesi olmalıdır. Rahmetle süslemeli anne baba sesini. Böyle olmazsa, çocuk anne ve babanın sağırı olur.
 
Ebeveyn sağırı. Çocuğa seslenirsin duymaz, dediğini yapmaz. Çünkü duyduğu ses, sesin buyuruculuğu yaralıyor, hitap edemeyiş yaralıyor ve çocuk aslında anne babadan kaçıyor. Ve bir süre sonra duyarsızlaşıyor, ondan sonra da ebeveyn şiddete başvuruyor.
 
Bir çocuk anne babasını duymuyorsa ve dinlemiyorsa, anne baba kendi sözünü yerine getirtemiyorsa, kendi halinden utanmalıdır, çocuğunun halinden değil. Halbuki insan şefkate koşan bir varlıktır. Sıcaklığa sığınan, sığınacak bir liman arayan bir varlıktır. Hele ki bu çocuksa eğer…
 
Eğer bir çocuk anneye sığınmıyor ve anne ona bir şey söylediği halde duymazdan geliyor, içerde dolaşıyor, dışarıda dolaşıyor, eğer sesi onu kuşatmıyor, “Annem” diye seslenmiyorsa bu anne kendi halinden mahcup olmalıdır. Üstüne bir de; “Beni dinlemiyorsun!” diye çocuğa bağırmak çağırmak oldukça yanlış bir davranıştır.
 
Öfke kontrol bozukluğunun, toplumumuzun en yaygın bozukluğu olduğunu çok net söyleyebiliriz. Eğitim düzeyi ne olursa olsun, kişinin aldığı eğitim onu anneliğe hazırlamaz. Kişinin sahip olduğu makam, onun babalık kalitesini artırmaz. Toplumumuzun genel hastalığına baktığımız zaman, öfke kontrol bozukluğu çıkıyor karşımıza.
 
Televizyonlarda, öfkesi rayından çıkmış bir çok insan göreceksiniz. Bağıra, çağıra… Haber spikerinden, haber muhabirine kadar, yöneticilere kadar. Gözleri dönmüş, sesi sertleşmiş, bağırıcı çağırıcı bir çok insan göreceksiniz. Öfke kontrol bozukluğunu trafikte göreceksiniz, bir annede göreceksiniz…
Öfke kontrol bozukluğu, psikolojik bulaşıcılık taşır.”
 
Siz bağıran çağıran bir anneyseniz, bağıran çağıran çocuğunuz olacaktır. Bu, iki kere iki dört gibidir. Bağıran çağıran bir babaysanız, bağıran çağıran bir karınız olacaktır. Bağıran çağıran karı-kocaysanız bağıran çağıran bir çocuğunuz olacaktır. Çünkü bu psikolojik bulaşıcılık taşır.
 
Ancak şunu da beraberinde söylemek gerekir ki, eğer bağırıp çağırmak evde bir yaşam tarzı değilse, yani anne birden bire patlıyor, ama 10-15 gün sükunet içerisinde gidiyor, sonra tekrar birikiyor, tekrar patlıyorsa, arada bir olan şeylerse, bu çocuğa aslında aynıyla aktarılmaz, bu çocuğu kaygıya sevk eder sadece, “çocuğu anneye edilgen eder”.
Annenin arada bir öfke patlaması yaşaması, “çocuğu anneye edilgen eder”.
 
Şöyle düşünülebilir… Yanında silahı olan ve yanındaki kişileri, arada bir silahını çıkarıp vuran bir mafya babası var. Çıkarıyor, “Canım sıkıldı, gel seni vurayım” diyor ve pat diye bir kişiyi vuruyor. 10 kişilik bir grupsunuz ve görüyorsunuz. Pat diye birisini vuruyor, onu götürüyorsunuz, çöpe atar gibi atıyorsunuz. Mafya babası ayaklarını masaya uzatmış. Sonra geri kalan 9 gün çok sevecen davranıyor. “Aslanım, koçum, hadi sizlere yemek ısmarlıyorum” diyor ama siz biliyorsunuz ki tepesi attığı zaman silahı çıkarıyor vuruyor. Ve aradan 15 gün geçiyor, pat diye bir kişiyi daha vuruyor. Ne yaparsınız siz böyle bir mafya babasının yanındaysanız? Onu huzursuz etmemek, kendinizi ona kıydırmamak için ona bağımlı hale gelir, onun etrafında dönmeye başlar, devamlı yüzüne gülmeye çalışırsınız. Ona şirin görünmeye çalışırsınız…
İşte böyle öfke kontrol bozuklukları yaşayan, arada bir patlayan, o patladığı sırada çocuğuna zarar veren bir anne ya da baba, çocuğunu kendine “bağımlı” eder. Yılışık bir bağımlılığın içerisinde, ürkek bir bağımlılığın içerisinde, gece korkuları yaşayan, arkadaşlarının içerisinden birisi sanki birden bire kendisine bağıracakmış gibi hisseden biri olur. Sanki hoşuna gitmeyen bir davranış oluştuğunda öğretmeni bağıracakmış gibi endişeye kapılır.
Buna “kaygı bozukluğu” diyoruz.
 
Beklenmedik bir zamanda, hiç beklemediği bir kişiden böylesi bir saldırıya uğramak…
 
Evet bazen kişinin dengeleri bozulabiliyor, birden bire incitebiliyor karşıdaki kişiyi, hele karşıdaki kişi çocuksa, onun savunması da zaten yok. Anne baba eğer böylesi bir davranışta bulunduysa, arkasından mutlaka kendisini izah etmesi lazım.
“Oğlum ben yanlış yaptım, kendime hakim olamadım, kusura bakma, özür dilerim senden. Ne kadar çirkin bir davranıştı, inşallah bir daha yapmayacağım, kendime sahip olmaya çalışacağım” diyerek, hem kendisini bir şekliyle bağlaması, hem de çocuğuna “Şu anda yaşanılan olayın, aslında sorumlusu sen değil, öfkesi bozuk olan benim. Bir kamyon gibi çiğnenen kişi de sen oldun” diyerek, çocuğun kendisini suçlu hissetmemesi adına, arkasından mutlaka gerekçesinin söylenmesi lazım.
 
“Aslında sana bağırmak istemedim.” sözü çocuk tarafından algılanacak bir şey değil. Çünkü bağırdın. Burdaki söylenecek sözün şu olması lazım: “Kendime hakim olamadım, sinirlendim, bağırdım. Aslında yanlış yaptım”. Çok net olarak, “Kusura bakma oğlum, kusura bakma kızım” diyerek, çocuğun o kaygı bozukluğuna düşmesine engel olmak lazım.
Ancak diğer bir husus da şudur ki, öfke bozukluğunun iki tane sebebi vardır.
1-Fizyolojik sebepler
 
2-Psikolojik sebepler
 
Fizyolojik sebepler şöyle açıklanabilir. Fizik sağlığına dikkat etmeyen kişilerin öfke kontrol bozukluğu olur. Mesela kişi uykusunu tam almıyorsa, bu kişi öfke kontrol bozukluğuna düşecektir. Bebeği olan bir anne gece 1 de yatıyor, sabah 7 de kalkıyorsa, bu anne çocuğu yer… Gece 1 de, 2 de yatılır mı? Sabaha kadar televizyon, dizi vs. yazık… Bu durumda insanın homeostatik dengesi bozulur ve o denge bozulduğu zaman, çocuğun ağlamasına tahammül edemez. Uyku, fiziksel dengenin ve buna bağlı olarak da psikolojik dengenin yerine gelebilmesi için önemli şartlardan bir tanesidir.
Ayrıca çok uyku da kişinin psikolojisini, dengesini bozar. Akşam saat 10 da yatıp, sabah saat 10 da kalkılıyor, ölü gibi devamlı uyunuyorsa, birinci uykuyu almış, ikinci uykuyu almış, vücut artık tamamen kendini bırakmış olur. O keyif içerisinde yatakta bir o tarafa dönüyor, bir bu tarafa dönüyorsa, böylesi bir babanın çocuğuna karşı yumuşak olması da çok beklenmez. Hayır, uyku ihtiyacı karşılandığı zaman kişinin kalkmış olması lazım ki güne başlayabilsin.
Kişinin açlık ve tokluk hissi de fiziksel bir sebepten dolayı psikolojisine tesir eder. Öfke bozukluğuna sebep olur. Aç olan kişi sinirli olur. Aşırı kilolu olan kişi de sinirli olur. Dolayısıyla uyku, yemek, yorgunluk gibi fizyolojik gerekleri yerine getirmemiş olan bir anne ne kadar kendisini toparlamaya çalışırsa çalışsın, sinirli olur.
O yüzden beyefendi bir babanın, aslında ilk yapacağı şey şu olmalı; eşinin dinlenmesini sağlamalı… “Çay getir, kahve getir, şunu götür, bunu getir, akşam biz de şuraya çıkalım, bir de misafir ağırlayalım, bir de şunu yapalım, bunu yapalım…” Kadın robot değil ki… Kadın böyle fiziğini bozdukça, statik dengesini, vücudunun dengesini bozdukça saldıracağı ilk kişi eşi olacaktır. Halbuki onun fizik olarak sağlıklı olabilmesi, dinlenmiş olabilmesi eşine ve çocuğuna fayda sağlayacak.
Aynı zamanda bir kadın için de aynı şey geçerli. Kocası yorgun argın dışarıdan gelmişse, şunu bilmesi lazım; adamın fizik sistemi bozuk şu anda… Dışarının gürültüsü var, zihni gürültülü, duyguları gürültülü, hisleri gürültülü şu anda. “Eşimin önce fiziğinin dengeye girmesini sağlamam lazım, önce bir tebessüm ederek hoş geldin demem lazım, şöyle bir gözlerine bakmam lazım…” Tüm bunlar onu duygusal olarak güçlendirerek, fiziğindeki o aşırılıkları yenmesine sebep olacaktır.
Öfke kontrol bozukluğunun ikinci sebebi olan psikolojik sebepleri de kişi yerine getirirse, daha dengeli bir yaşam içerisinde olabilir.
 
Psikolojik sebepleri, ayrı bir başlık altında daha derin incelemek lazım…
 
 



Yazar :
Uzman Pedagog Adem Güneş
Kategori :
Anne Baba ve Çocuklar
Okunma Sayısı
5,197