Baştan Çıkmak Sanıldığı Gibi Zor Değil

m.ali | Çrş, 30/01/2013 - 14:56
1,173

“Ayartıcılık tuzağına en çok, kendini dizginleyebilme gücüne en fazla güvenenler düşüyor.”

Karı koca ilişkisine dış etkenleri göz ardı ederek, evlilik iki kişiden ibaretmiş gibi bakmak mümkün değil. Başta aileler olmak üzere pek çok şey aile hayatı üzerinde etkili olmakta. Medyanın yanlış yönlendirmesi ve kadın erkek iç içe bir çalışma hayatı dayatması da aile hayatının bozulmasında en önemli etkenlerden biridir.

Kadının, evinin dışında, çalışma hayatı içerisinde olması, pek çok açıdan toplumsal düzeni etkiledi. Bu konuda fayda zarar ilişkisine bakılacak olursa, eminim kadının çalışmasının toplum ve aile hayatına zararı, faydasından çok daha fazladır.

Bu zararlardan en önemlisi de kadın ve erkeğin çalıştığı ortamların karma olması. Okullardaki karma eğitimler ve çalışma hayatındaki karmaların, hayatımızda nasıl bir karmaşaya sebep olduğunu aslında hepimiz biliyoruz ve görüyoruz.

Geçenlerde bekar bir hanımla konuştum. Bir kaç şey sordu bana. İş yerinde evli bir adama âşık. Durumunu nasıl anlatacağını bilemiyor. Şirkette pek çok evli erkeğin arasında çalışan az sayıda bekâr kadından biri. Sabah akşam birbirlerini görürken, konuşurken en son tutulmuşlar deli gibi. Ne yapacağını bilemiyor. Bir kere evli bir adamı sevmiş olmayı kendine yakıştıramıyor. Erkek karısından ayrılıp kendisiyle evlense, onu çocuklarından ayırmaya kıyamıyor. İkinci olmayı kendine yediremiyor. Velhasıl çaresizlik içinde çırpınıyor.

Erkek de çaresiz. Eşiyle sorunları var. Eşini üç saat görüyorsa, bu kadını sekiz saat görüyor. Onunla konuşmak, gülmek, dertleşmek, onun ilgisini, sevgisini görmek hoşuna gidiyor. Fakat o da çok tehlikeli sularda yüzdüğünün farkında.

Kadının ve adamın yaşadığı durum pek çok iş yerinde yaşanıyor. Modern olmak adına, aralarında çekicilik olduğunu bile bile ateş ile barutun yan yana durmalarında bir mahsur görmez olduk.

Aldatmalar arttı. Bu sorunu "Erkeklerin gözü zaten dışarıda." diyerek çözümsüz bir şeymiş gibi sunmak yerine, aldatmaların ya da kumaların artmasında toplumsal düzenin etkisini neden sorgulamıyoruz? Artık kadın aldatmasını da konuşmak lazım. Onda da ciddi artışlar var.

Allah Teala Kur'an-ı Kerim’de Nur Suresi 30- 31. âyetlerde,

"(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle... Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler..."

buyuruyor. Ve bakışların önemine dikkat çekiyor.

İnsan düşünceleri ile elektrik üretiyor ve bu elektrikler bakışlarla başkalarına geçiyor. Bu yüzden kendini kontrol etmenin en iyi yolu gözleri kontrol etmektir. Dokunma ya da göz teması olduğunda beynimiz, sevgi ve bağlılık hormonu olan "oksitosin"i hızlı bir şekilde üretmeye başlıyor. Çocuklarımız ve sevdiklerimizle konuşurken gözlerinin içine bakmak ve dokunarak konuşmak bu yüzden aradaki sevgiyi ve bağlılığı artırıyor.

Biz bu hormonun adını, varlığını ve nasıl üretildiğini bilmesek de, Sevgili Peygamberimiz (asm) ailede muhabbet için bu hormonu çalıştırmaya işaret etmiş:

“Bir erkek karısına baktığı, karısı da kendine baktığı vakit Allah her ikisine de rahmet nazarı ile bakar ve erkek karısının elini tuttuğu zaman her ikisinin de günahları parmakları arasından dökülüp gider.”

Ne kadar güzel. Karı koca el ele tutuşuyorlar, göz göze bakışıyorlar, muhabbet ediyorlar, mutlu oluyorlar. Bir de günahlarından hafifliyorlar, Allah(c.c) ın rahmetine mazhar oluyorlar. Romantizm arayanlara işte romantizm, hem de en sevaplısından.

Sevgi ve muhabbeti dağıtmamak, enerjilerimizi gereksiz yere başkalarına yüklememek için gözleri korumak lâzım. Kısa süreli bakışlar insanı fazla etkilemez; fakat uzun süreli bakışlar etkilidir. Aynı iş yerinde çalışan insanlar, birbirlerini çok görüyorlar, bunun neticesinde aralarında dertleşmeler, uzun sohbetler başlıyor. Böyle olunca göz teması da artıyor. O da sevgi ve bağlılık hormonu "oksitosin"i tetikliyor. Sonrasında ister istemez aralarında yakınlık oluşuyor.

Yurt dışında çok ilginç bir sosyal psikoloji deney gerçekleştirilir. Büyük bir üniversitede birbirini tanımayan erkek ve kızlardan çiftler oluştururlar. Kızlar ve erkekler uzun bir masaya karşılıklı oturtulur.

Herkesin önünde sadece bir tuzluk vardır. Gençlerden yirmi dakika boyunca göz göze bakışmaları istenir ve birbirlerine sadece tek bir şey söylemelerine izin verilir.

Bu sözün olabildiğince sevgi ve tutkuyla dile getirilmesi şartı vardır. Nedir bu söz?  “Tuzu uzatır mısın?”  Hepsi bu.

Bu sözler, karşı tarafın gözlerinin içine uzun uzun bakmanın ardından, “seni seviyorum” der gibi tutku ve sevgiyle söylendiğinde, ortaya çıkan sonuçlar inanılmaz. Başlangıçta birbirini hiç tanımayan bu çiftler, o günden sonra çoğu sevgili oluyor, bir kısmı da evleniyor.

Çıkan sonuçlara göre de gözleri sakınmadan kendini sakınmak zor görünüyor. Aynı ortamda da gözlerine korumak ne kadar mümkün olabilir?

Karma ortamlarda kadınlar, oltanın ucundaki yem gibiler. Erkekler de olta. Modernlik yalanı ile iki tarafta kötü niyetliler tarafından kullanılıyor.

Kadın erkek çalışma ortamlarını ayıralım dediğiniz de "Vayy yobaz! Kaçıncı yüzyılda yaşıyorsun." diye saldırıyorlar. Sanki üçüncü yüzyılda kadın ve erkeğin hormonları başkaydı da bu yüzyılda yerine cinsiyetsiz hormonlar geldi. Bunun yüzyılı falan yok.

Kadın ve erkek birbirini her zaman çeker. Allah(c.c) yüce kitabımız, hayat rehberimizde "Zina yapmayınız." demez, "Zinaya yaklaşmayınız." diye uyarır. Baş başa kaldığında, yaklaştığında kendini kontrol etmek çok zordur çünkü. Ateş ve barut patladığında sadece iki kişi etkilenmez, aynı zamanda etrafadır zararları. Bu yüzden çok önemli bir konudur.

“Ben kendimden eminim, karımdan başkasına yan gözle bakmam. O benim bacım sayılır.” falan hikaye. Kendine güvenenler daha fazla hata yapıyor.

PsikoHayat dergisinin bir sayısında “Baştan çıkmak sanıldığı kadar zor değil.” başlıklı bir yazıda, yurt dışında yapılmış bir araştırma ve çıkan sonuçlar var.

Araştırmada insanların hırs, madde aşermesi ve cinsel uyarım gibi dürtü kontrol becerilerine olan inançlarının, ayartıcılığa verdikleri tepkileri nasıl etkilediği incelenmiş.

Çalışmanın öncüsü Loran Nordgren’e göre insanlar, dürtülerinin gücünü kestirmede pek başarılı değillermiş. “Ayartıcılık tuzağına en çok, kendini dizginleyebilme gücüne en fazla güvenenler düşüyor.” diyor.

Açlık, öfke, cinsel uyarılma gibi durumları yaşamayan kişiler, böyle bir durumu yaşama ihtimalleri üzerine, bu davranışların kendilerini etkileme gücünü düşük hesaplıyorlarmış. Kendilerini abartılı bir şekilde kontrol edeceklerine inanıyorlarmış. Fakat durum başlarına geldiğinde yeterince kontrol edemiyorlarmış. Yani kısacası "Kendine güvenme, her zaman tedbirli ol.”

“Baştan çıkmamak için bakışları kontrol etmek lazım." Gönlü temiz tutmak için göze dikkat etmek lâzım. Bakışları kontrol etmenin en rahat yolu ortamı ayarlamaktır. Karma ortamlarda gözü korumaya çalışmak gerçekten zordur.

Gözünü korumaya gayret edenler mutlaka vardır; fakat insanlara bu eziyetler niye yapılıyor ki?

Kadın ve erkeğin çalışma ortamlarını ayırmak lâzım. Modernlik yalanında yeterince yüzdük. Boğulanlar gitti, çırpınanlar için ve henüz kıyıda olanlar için bir an önce tedbir almak acilen gerekli.

Tabii ki kurtuluş, Yüce Yaradan'ımızın bize hayat rehberi olarak gönderdiği Kur'an-ı Kerim’de. Ne zaman ki âyetleri kendimize rehber olarak alırsak, o zaman ancak çözümsüz gibi görünün sorunlar çözülür. Mutlu olmak ancak o zaman mümkündür.




Yazar :
Sema Maraşlı
Kategori :
Eşler Arası İletişim
Okunma Sayısı
1,173