Bediüzzaman’la yarışmak üzerine

necaticetin | Cum, 02/09/2016 - 10:05 | Makale
Manevi Hayat
2,098
 
Bediüzzaman’la yarışmak üzerine
N. Kağan Çetin
 
 
 
“Risale-i Nur’un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitaplar daha belîğane neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur. Said yoktur. Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir.” 
Bediüzzaman
 
 
 
21. yüzyılın konforlu televizyon stüdyolarından Bediüzzaman ve Risale-i Nur’a akıl dışı laflar söylemek kolay… Üstelik bunu ateizmin iflas ettiği bir dönemde yapmak çok daha rahat… Hem de iman ve İslamiyet’in bahşettiği bir bahar ikliminde…
 
 
Peki, Birinci Dünya Savaşı’nın cereyan ettiği yıllarda, harp cephesinde, avcı hattında, at sırtında, mermilerin uçuştuğu, barut kokan bir atmosferde tefsir yazabilir misiniz?
 
Ortalığın maddî ve manevî anlamda bir yangın yerine döndüğü şartlarda, milletin imanını kurtarmak için tek başınıza meydana çıkabilir misiniz?
 
 
Sarf, nahiv, emsile, bina ve bir parça da Arapça gramer bilmekle ateizme meydan okunmaz!
 
Arapça kelime ve dilbilgisi kurallarından biraz anlamakla, ateizmle mücadele edemezsiniz.
 
Pozitif bilimlere hangi ölçüde vakıfsınız?
 
Bediüzzaman Said Nursi’nin düşünce ve fikir dünyasına bakmaya gayret edelim:
 
Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Mantık, Felsefe, Göstergebilim, Psikoloji, Sosyoloji, Tarih, Pedagoji… Bütün bunlara eklenen dinî bilimler, manevî bilgiler…
 
Üstad, sadece din ilimlerine vakıf olsaydı şöyle derdik: “Kendi dönemindeki problemlere çareler üretmiş.”
 
Ancak Üstad, din ilimlerinin yanında, pozitif bilimlere de vakıf. Bundan dolayı şöyle diyoruz:
 
Bediüzzaman, 20. ve 21. yüzyılın dev problemlerini Allah’ın ihsanı ve ikramı ile önceden görmüş ve köklü çözümler önermiştir.
 
Bediüzzaman’ın düşünce ve fikir dünyasını, onun eserlerinden, talebelerinden, arşivlerden, onunla aynı dönemde yaşamış arkadaşlarından öğreniyoruz.
 
Risaleleri dikkatle okuyanlar, orada Howard Gardner’ın çoklu zekâ kuramına uyan pek çok metodu görebilirler. Risaleler, işte bu yüzden, yetenekleri, meslekleri, yaşları, dünyaya bakış açıları farklı kesimler tarafından okunup anlaşılabiliyor.
 
 
Risale-i Nur’larda anlatılan hakikatleri, Allah’ın varlığını, birliğini, iman esaslarını, sünnet-i seniyyeyi, insanı, hayatı, ölümü ve ahireti, binlerce alim, pek çok eserde anlattı.
 
Bilhassa materyalist ve pozitivist felsefeye karşı, Batılı bilim adamları “Allah vardır ve birdir” dediler.
 
Bütün bunlara rağmen, Allah’ı inkâr üzerine kurulan fikirler, 19. ve 20. yüzyıllarda dünyayı kana, ateşe ve kaosa sürükledi. İnsanın maymundan geldiği iddiası, okullarda ders olarak okutuldu. Sanki başka alternatifler yokmuşçasına, Kapitalizm ve Komünizm, siyah ve beyaz mantığı içinde pek çok ülkeye yutturuldu.
 
Ateizm, bir kasırga ve tufan halinde insanlığın başına bela edildi.
 
Tabiatçılık, Naturalizm, Darwinizm, Determinist Felsefe, Yokçuluk, Nihilizm ve Hedonizm, bütün üniversiteleri, okulları, bilim merkezlerini istila ve işgal etti…
 
19. ve 20. yüzyıllar, insanlık tarihinin belki de en dramatik, en acıklı ve yürek parçalayan iki asrıdır.
 
O iki asırda din ve inanç adına ne varsa, hepsine savaş ilan edilmiş… Üstelik dine ve imana yönelik bu saldırılara, bilimsel bir kisve de giydirilmiştir…
 
Dinsizliğin bu derece şiddetli saldırılarına karşı, etkili, sonuç alıcı cevaplar verilebildi mi?
 
İşte Bediüzzaman ve eserlerine, 19. ve 20. yüzyılların ağır şartları dikkate alınarak bakılırsa, konu çok daha iyi anlaşılır.
 
Allah’ı inkâr çılgınlığına en etkili cevapları veren, en kalıcı çareleri üreten kimdi?
 
Manevi açıdan kapkaranlık o yıllarda küfrün belini kıran kimdi?
 
19. ve 20. yüzyılın kaos ve inkâr dolu atmosferine karşı “Kâinatta en yüksek hakikat imandır!” sesi kimden yükselmişti?
 
Milyonlarca talebesiyle, bilimsel yöntemlerle, akıl ve fikir eşliğinde; Tabiatçılık fikrini kim susturmuştu?
 
 
Bütün bilgileri Sarf, Nahiv, Emsile, Bina ve Arapça gramer kuralları ile sınırlı olanlar, Bediüzzaman’la yarışamazlar.
 
Eğer yarışıyorlarsa, bu, şöhret merakından ileri gelir.
 
Yarışma niyeti olanlar şunu bilmeli:
 
Her şey senin malûmatına münhasır değildir.
 
Senin bilmediğin, Bediüzzaman’ın bildiği pek çok ilim, incelik, mânâ ve realite olabilir.
 
Üstad Bediüzzaman’ın yegâne hedefi, Allah’ın varlık ve birliğinin ispatıdır. İnkârcılığı mağlup etmektir.
 
Risale-i Nur’un en büyük ideali: İnsanlığın, İslamiyet’le, Kur’an’la buluşması ve dünya barışının gerçekleşmesidir. Sünnet-i Seniyye’nin ihyasıdır. Peygamberimiz’in (asm) aziz hatırasının yaşatılmasıdır. Risale-i Nur talebeleri de bu yolda çalışan hizmetkârlardır.
 
….
 
Sözü Üstad Bediüzzaman’a bırakalım:
 
“Zannederim ki, o enâniyet-i ilmiyeyi fazla taşıyan zatlar da anladılar ki, neşrolunan Sözler, hakaik-i Kur’âniyenin birer anahtarı ve o hakaiki inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılıçtır. O ehl-i fazl ve kemal ve kuvvetli enâniyet-i ilmiyeyi taşıyan zatlar bilsinler ki, bana değil, Kur’ân-ı Hakîme talebe ve şakirt oluyorlar; ben de onların bir ders arkadaşıyım. Haydi, farz-ı muhal olarak, ben üstadlık dâvâ etsem, madem şimdi ehl-i imanın tabakatını, avamdan havassa kadar, maruz kaldıkları evham ve şübehattan kurtarmak çaresini bulduk; o ulema ya daha kolay bir çaresini bulsunlar veyahut bu çareyi iltizam edip ders versinler, taraftar olsunlar. Ulemâü’s-sû’ hakkında bir tehdid-i azîm var; bu zamanda ehl-i ilim ziyade dikkat etmeli.”
 
Evet, Bediüzzaman’la yarışma niyetinde olanlar, enerjilerini başka alanlara harcasınlar. Mesela ateizme karşı bir şey desinler. Sünnet-i seniyyeyi ihya etmeye çalışsınlar. Müslümanların birlik olması için gayret etsinler…
 
Ger methetmekse tefahurla kendinizi maksadın,
Risale-i Nur’un en sönük yıldızının peykisiniz. 
 
KAYNAK: yazarumitsimsek.com



Yazar :

Kategori :
Manevi Hayat
Okunma Sayısı
2,098