Bismillah nasıl her hayrın başı?

necaticetin | Per, 23/11/2017 - 10:49 | Makale
Manevi Hayat
197

Bismillah nasıl her hayrın başı?

Ahmet Ay

 

"İyilik varoluşsal, kötülük ise eylemseldir."

Markar Esayan, İyi Şeyler.

 

 

Tezekkür tefekkürü terketmişse nihayeti ülfettir. Risale-i Nur'da bazı vecizeler var, tırnaklamayı/söylemeyi çok sevdiğimiz halde, hakikatinin peşinde koşmayı bırakmışız. Meraksızlık, bir nevi ölüm, hayretin ölümü. İnsanın canı hayretindedir. Merak, hayattan bir cüz, en az hareket etmek kadar hayat emaresi. Gaflet hayretin intiharı.

Böylesi vecizelerden en öne çıkanı kanaatimce şu: "Bismillah her hayrın başıdır!" cümlesi. Şiddet-i zuhur her zaman görmeyi netice vermiyor maalesef. Bazen de tam tersi körlük sebebi. Gözlüklü gözle gözlük aramak gibi. Aczin iki ucu var: Birisi 'yapamamak'a bakıyor, diğeri ise 'kuşatamamak'a. Yapamasan da acizsin, yaparken kuşatamasan da. Yoksunluk bir acizlikse, eksiklik de bir acizliktir.

"Bismillah her hayrın başıdır." Acaba öyle midir? Bediüzzaman'ın hiçbir cümlesi yoktur ki sınamaktan korkayım onu. Korkmam çünkü mürşidim sınanmayı seven birisidir. Metinlerini karşıkonulmaz kılan zaten sürekli sınanıyormuş gibi yazmasıdır onları. Burhan üstüne burhan, delil üstüne delil, izah üstüne izah eklemesidir. Eğer bir yerde delillendirmediği birşey görürsem bunu güvensizliğe hamletmem bu yüzden. "Belki de tefekkür kapısını açmış ve yolculuğun devamını takipçisine bırakmıştır?" Böyle derim.

Öyle ya, her soruya bizzat kendisi cevap verse, yazdığı yine kitap olur. Fakat sormayı ve sorduklarını bulmayı öğretenin yazdığı ekol olur. Kendisi de bir yerde der: "Kendi nefsime kazandığım hakaik-i imaniyeyi ve nefsimde tecrübe ettiğim mânevî ilâçları, sair insanların eline geçmek için, o kapıyı açık bırakıyorum." Farkını soruyorsan: Birisi kendiyle bitmiş olandır. Diğeri kendiyle birlikte yeni başlayandır. Bu nedenle "Biz dahi başta ona başlarız."

"Bismillah her hayrın başıdır." Bu cümlenin birkaç sorusu var öncelikle ortaya konması gereken. Doğru soruları bulduğunuzda doğru cevaplar da başlıyor ortaya çıkmaya. Birinci soru: 'Hayır' nedir? Yalnız faydalı olan mı? Yalnız hikmetli olan mı? Yalnız iyi gelen mi?

Yetmiyor bu anlamlar 'hayr'ı tartmaya. Neyse ki 13. Lem'a yetişiyor imdadımıza: "Ekseriyet-i mutlaka ile dalâlet ve şer, menfidir ve tahriptir ve ademîdir ve bozmaktır. Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayır, müsbettir ve vücudîdir ve imar ve tamirdir." Demek, hayrı tarif ederken vücudî olana, yani varoluşsal olana, bakacağız. Parçaya değil bütüne daha çok. Hem bütüne, hem bütünlüğe (onun zamanı aşmış boyutuyla sonsuzluğa) hizmet edene. Vücudî doğrudan varoluşu, imar ve tamir ise varoluşun bizim nazarımızda eksik gözüken yanlarının tamamlanmasını ifade ediyor sanki. Birisi yoksunluğa bakıyor, diğeri eksikliğe.

Bu arada şerre de bir yer bulalım: Şer, varoluşu kesintiye uğratan, eksik bırakan, yıkan, belki de sonlandıran. Şer, bu pencereden bakınca eylemsizlik değil, bir çeşit eylem. Ama varoluşa hizmet etmeyen eylem. Sonuçları, varolanın devamına ve bütünlüğüne hizmet etmiyor. Yoksun veya eksik bırakıyor. Demek eylemler de ikiyi bölündü şimdi: Varoluşsal ve yıkımsal. Vücudî veya ademî. Peki insanın elinde var etme ve yok etme gücü var mı? Yok. Ama nazarında/kesbinde/kendisine göre vardır kılmak veya yok kılmak.

Bediüzzaman'ın "Halk-ı şer şer değildir, kesb-i şer şerdir" sözünü de anımsayalım burada. Yaratılan şer değil aslında. Bizim eksik bakışımız/bırakışımız şer. Şer bireysel bu yüzden. Hayır ise kapsamlı. Hayrı görmek bütüne bakmayı gerektiriyor daha çok. Şerri kazanan danesinde boğuluyor. Gözünü kapamakla yalnız kendine gece ediyor. Hayrı arıyorsan hep açını genişleteceksin. Daha geniş bakmak boğulmayı engeller. Gel istersen Muhakemat'a götüreyim seni şimdi: "Ukul-ü selime yanında muhakkaktır ki: Hilkatte hayır asıl, şer ise tebeîdir. Hayır küllî, şer cüz'îdir."

Şimdi ikinci sualin peşine düşmeli: "Neden Allah'ın ismi, varlıksal olanın herşeyin başıdır?" Ama bunun cevabı malum. Vareden Oysa elbette varoluşsal herşey Onun ismine bağlı. Bu kolay oldu. Yeni bir sual soralım o zaman: "Neden başka bir isim değil de Allah ismi varoluşsal herşeyin başı?"

İşte bu soru içinde güzel bir ders var. Allah ismi, Esma ıstılahında, aslında bütün isimlerin manalarını kendinde derceden, toplayan, kapsayan bir kuşatıcılığa sahip. Ondan gayrı hangi ismi zikretsen, evet yine Allah'ın ismidir ama, Allah ismi değildir. Çünkü onun kuşatıcılığına sahip değildir. Allah ismini zikrettiğin zaman bütün esmayı ve sıfatı, bütün kuşatıcılığı ve dengesiyle zikretmiş sayılırsın. Bakma şimdilerde onu söylerken yalnız aklımıza Halık isminin manası geliyor. O bizim hatamız. Aslında Allah ism-i celili bütün esmanın başıdır ve hepsinin manasını kuşatır. Mürşidim de bu sadedde der: "Bütün Esmâ-i Hüsnânın ifâde ettiği mânâlar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye, Lâfza-i Celâl olan Allah bil'iltizam delâlet eder."

Hatırlıyor musun yukarıda şerrin cüz'î olduğunu öğrenmiştik? Hayrın ise geniş bakmakla kendini gösterdiğinden bahsetmiştik. Şimdi aynı hakikate farklı bir şekilde tekrar bakmayı teklif ediyorum arkadaşım. "Kâfirler Allah'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hatâ ediyorlar" cümlesini de yanımıza alacağız yalnız.

Sakın bizim şer sandıklarımız, yahut kesb ile kendimize şer kıldıklarımız, işte böyle isimlerin tamamını kuşanamayışımızdan, tamamının denge halinden meselelere bakamayışımızdan olmasın? Mesela: Musibeti Allah'tan bilip de Allah'ı Hakîm bilmemek, yani Onun celalini en küçük hücremize kadar hissedip yanında cemalini görememek, eksik nazarımızda, bizim için hayrolanı, bize şer kılmaz mı? Başka versiyonlarıyla da bu tehlike geçerli:

"Madem perdelerin birbirine temâşâ eder pencereleri var (...) elbette gerektir ki: Cenab-ı Hakkı bir isim, bir ünvan ile; bir rubûbiyetle ve hâkezâ, tanısa, başka ünvanları, rubûbiyetleri, şenleri, içinde inkâr etmesin. Belki, her bir ismin cilvesinden sair esmaya intikal etmezse, zarar eder. Mesela, Kadîr ve Halık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse, gaflet ve tabiat dal düşebilir." [1]

Bu açıdan bakınca "Bismillah her hayrın başıdır" çok kapsamlı bir hakikatin anahtarı gibi görünüyor bana. Şöyle: Varlıksal olan denge ister. Denge ise kuşatıcılık. Kuşatıcılık ise bütün esmayı bilmekle olur. Hakikat bütün renklerini onlarla gösterir. Esma ise Allah ism-i celilinin içinde deruhte. Onun kuşatıcılığını yakalarsan hayatı hayırla yaşarsın. Varlık da sana hep hayır yüzünü gösterir.

Bismillah, Allahın ismiyle başlamak herşeye, belki bu yüzden İslam nişanı. Bütünü görmenin/görenlerin ifadesi. Buradan nişan alırsan hakikati ıskalamazsın. Hiçbir yerde, şen'de, isim'de, cilve'de, ünvan'da, rububiyet'te takılmazsın. "Alanı her yerde selametle gezdi!" cümlesi hakikatin olur. Bu arada: Ene Risalesi'nin ahirindeki üç yolu düşün. En makbul olan yol, göğe asansörle yükseldiğinde, yani herşeyi kuşbakışı/kuşatıcı seyrettiğinde aldığın yol değil miydi?

 

 

 

 




[1] İlginçtir, bu metnin devamında, Bediüzzaman'ın, okuruna tembih ettiği her Kur'anî cümle 'Allah' lafzını  içeriyor.

 




Yazar :

Kategori :
Manevi Hayat
Okunma Sayısı
197