Boşamada Yetki Düzenlemesi

m.ali | Çrş, 27/03/2013 - 10:10 | Makale
Boşanma
2,742

Boşa/n/manın Kur'anî ve ahlakî temellerini işaret eden iki yazımız olmuştu. Fıkhî yorumlara girmeden takip edilmesi gerekli prosedürü anlattığımız o yazılarda, hakkın kötüye kullanımının cezaî müeyyideye konu olabileceğini ve bunu bir başka yazıda ele alabileceğimizi söylemiştik.

İslam boşama hakkını erkeğe verir; ama bu hak sınırsız değildir. Sınırsızlık cahiliye döneminin tatbikatıdır, İslam ona sınırlama getirmiştir. Meşru boşanma sebepleri tahakkuk etmeden bu hak kullanılamaz. Kadının da bu sebepler ortada olduğu halde erkeğin boşamama inadı ve direnci karşısında karşılıklı anlaşma veya yetkili mercilere müracaatla boşanma hakkı vardır. Erkeğin bahsettiğimiz bütüncüllük içinde anlaşılabilecek bu hakkını hakem heyetine veya devletin yetkili kıldığı adalet mercilerine devretmesi, en azından onların gözetimi ve şahitliği altında hakkını kullanması her zaman için başvurulabilecek yöntemlerdir. Nitekim yapılan içtihadî düzenlemeler ve çıkartılan kanunlarla her ikisinin de tarihte uygulama alanı bulduğu bilinen bir gerçektir.

Yanlış anlaşılmasın, erkeğin elinden boşama hakkının alınması değil, ama bu hakkın meşru bir çerçevede kullanılması için yapılmıştır bu. Burada yetkili merciler boşama sebeplerinin olup olmadığını kontrol etmiş, duruma göre barıştırma veya lüzumsuz diretmeler ve aile hukukunun zayi olması karşısında da boşamaya giden yolları açmışlardır.

Böyle bir şeye devletin hakkı var mı? El cevap; var. Çünkü hakkın kötüye kullanılması tüm hukuk sistemlerine göre haktan mahrumiyeti beraberinde getirir. İster ferdî isterse toplumun geneline yayılma istidadı göstermiş veya yayılmış ve neticesi itibarıyla zararı bütün toplumu ihata eden böylesi bir uygulamaya devletin duyarsız kalması düşünülemez. Fert, aile, toplumun sağlık ve huzurunu sağlamak ve korumak devletin başlıca vazifesi değil, varoluş gerekçesidir. Tam aksi istikamette bir örnek olacak ama devletin hakkı olduğunu ifade sadedinde önemli bir misaldir:

Hz. Ömer devlet başkanı sıfatıyla Efendimiz'in (sas) uygulamalarından farklı olarak üç boşama hakkının aynı anda kullanılmasını olduğu gibi kabullenmiştir. Çünkü erkekler kadınlarına karşı bunu bir koz olarak kullanmaya başlamış, keyfîlik hakim olmuş, haklar zayi olmaya başlamış ve Hz. Ömer de 'Siz bu hükümlerle alay mı ediyorsunuz?' deyip toplumun maslahatına bunu daha uygun gördüğü için Efendimiz dönemi tatbikatından farklı olarak manaya değil, lafzın esas alınması hükmünü vermiştir. Halbuki o da biliyor ki "hukuki işlemlerde itibar lafza değil manayadır; bir işten maksad neyse hüküm ona göredir."

Günümüze gelince; boşama yetkisinin kötüye kullanılması, boşama ile alakalı kulaktan dolma bilgilerle amel edilmesi, lafızlara takılıp kalıp mana ve muhtevadan uzaklaşılması, menfi sonuçlarının hem karı-koca ve çocuklar hem de toplumu bağlaması vb. sebeplere binaen boşama yetkisi meselesinin düzenleme altına alınması şarttır. Çok net, keyfîliğin ve cahilliğin yol açtığı menfi sonuçlardan hareketle yetkiyi kullanma adına düzenleme yapılmasına, gerekirse haktan mahrumiyete uzanan sınırlamalara gidilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Öyle boşama hadiseleri ile karşılaşıyorum ki Kur'anî prosedüre uyulmamış, fıkhî ahkama riayet edilmemiş, sarhoş, öfkeli vb. durumlarda olduğu gibi ehliyet unsuru ortadan kalkmış ve soru; pişmanız, ne yapacağız? Rica ederim; evlilik müessesesine, aile kurumuna İslam kadar ciddiyetle yaklaşan, hak ve adalet anlayışı, karşılıklı hak ve hukukun korunması, Allah hakkı, kul hakkı, canlı-cansız eşyanın hakkı gibi alanlarda İslam'dan daha mükemmel bir başka sistem yeryüzünde var mıdır? Yoktur. O halde İslam dininin müntesiplerindeki bu ciddiyetsizlik ne?

Nasıl yapacağız bu yetki düzenlemesini? Her mümin Allah'a ve ahirete imanının yaptırım gücünü kullanarak önce kendi içinde yapacak bunu. Sonra hukukî boyut...




Yazar :

Kategori :
Boşanma
Okunma Sayısı
2,742