Çocuğumla nasıl konuşmalıyım? - Nergiz Tuba Çağıl

necaticetin | Çrş, 13/06/2018 - 11:09 | Makale
Ailede İletişim
159

 

 

Çocuğumla

nasıl

konuşmalıyım?

Nergiz Tuba Çağıl

 

Telefonu, kitabı, gazeteyi, televizyonu kapatın (veya durdurun). Sadece yüzünüzü değil, bütün bedeninizi ona dönün. Sağa sola bakmayın. Dikkatinizin onda olduğundan, onu dinlediğinizden emin olun. Biliyorum zor. Belki dünyanın işini yaptınız, yorgunsunuz, streslisiniz. Eğer azıcık sabreder de ‘her şeyinizle’ onu dinlerseniz, yaşanılacak birçok problemin önüne geçecek, daha huzurlu olacaksınız.

 

 

 

— Neden sözümü dinlemiyor?

— Neden ağlama krizleri bitmek bilmiyor?

— Neden iki saattir ağlaması kesilmiyor?

— Defalarca oturdum, konuştum. Neden hala arkadaşına vuruyor?

— Sanırım çok sert davrandım.

— Galiba çok üstüne gittim. İçine kapandı çocuk.

— Ee tabii çok alttan aldım. Yumuşak davrandım. Otorite kuramadım.

— Hani çocuk yetiştirmek fıtriydi? Hepimizin yaratılışında vardı?

— Hep arkadaşları bozuyor bu çocuğu! Ben yap desem yapmaz zaten.

 

İster anne/baba, ister anneanne/babaanne, ister bakıcı/öğretmen olun, çocuğunuz sizi dinlemiyorsa öncelikle size üzücü bir haberim var!

 

Çocuğunuz normal!

 

Şaşırmayın, gerçekten normal!

 

Peki normal bir çocuğumuz varsa, biz nerde hata yapıyoruz da bu çocuk bizi dinlemiyor? Ne yaparsak çocuğumuz bizi dinler?

 

Efendim mesele derin!

 

Ne elde sihirli değnek, ne dilde kuvvetli üfürüğümüz var! Olsa, şöööyle bir evirip çevirelim, okuyup üfleyelim! Üzgünüm.

 

Dur hemen boynunu bükme! Şunu söylemeyi borç bilirim.

 

Evet çocuk yetiştirmek fıtridir.

 

Evet bu cümle bizi hem rahatlatır hem çıldırtır.

 

Ama, çocuk yetiştirmenin de, çocuklarla konuşmanın da bir yolu yordamı ve hatta sanatı vardır!

 

Neden mi?

 

Çünkü bu yavruların da bir kalbi, bir beyni, duyguları vardır! İşte işin sırrı burada gizli!

 

Bu sırrı yakalamak ise imkânsız değil. Azıcık iyi niyet, eh azıcık da sabır gerek. (‘Çocuk en büyük nimettir, çocuğa sabredilmez!’ diyenlere, ‘Hıı tabii tabii çocuk insanın sabrını zorlar mı caaanım?! Gel sen sabahlara kadar uykusuz kal da göreyim pek iyimser uzman kardeşim! Diyerek bu fikre katılmadığımı belirtmek isterim.)

 

Gel gelelim bu sanat, sadece sabretmekle, azıcık iyi niyetle öğrenilmiyor.

 

Az biraz taktik bilmek gerekiyor.

 

Her şeyden önce çocuk nasıl dinlenir? İşte önce bunu öğrenmek gerekiyor!

 

Şimdi size kısa maddeler halinde, çocuklarımızı dinlerken dikkat etmemiz gerekenlerden bahsedeyim, sonra herkes aynaya bir baksın, ‘Ben çocuğumu doğru dinliyor muyum? diye bir düşünsün efendim.

 

Çocuğunuzu dinlerken bütün dikkatinizi ona verin!

 

Telefonu, kitabı, gazeteyi, televizyonu kapatın (veya durdurun). Sadece yüzünüzü değil, bütün bedeninizi ona dönün. Sağa sola bakmayın. Dikkatinizin onda olduğundan, onu dinlediğinizden emin olun. Biliyorum zor. Belki dünyanın işini yaptınız, yorgunsunuz, streslisiniz. Eğer azıcık sabreder de ‘her şeyinizle’ onu dinlerseniz, yaşanılacak birçok problemin önüne geçecek, daha huzurlu olacaksınız.

 

O anlatırken, siz ‘Ooo’ ‘Hadi ya!’ ‘Hımm’ ‘Anlıyorum’ diyerek çocuğunuzun hislerini kabul edin.

 

Çocuklar istenmeyen bir olay yaşadıklarında, duyguları ne olursa olsun, ihtiyaç duydukları ilk ve en önemli şey anlaşılmaktır. Çocuk bir yandan anlatır, diğer yandan hissettiği duyguları anlayıp anlamadığınızı merak eder.

 

Bizim yaptığımız en büyük hata, çocuk konuşurken çocuğun problemine çözüm getirmeye çalışmaktır! Tutun kendinizi! İçinizden gelen o sesi bastırın! Çözüm üretmeyin ve yorum yapmayın! Bu kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzer. Çünkü doğru dinlemediğinizde kriz büyür, çocuk uzaklaşır.

 

Çocuğunuzun hissettiklerini isimlendirin.

 

Öfkeli mi? Üzgün mü? Hayal kırıklığına mı uğramış? Korkmuş mu?

 

Kriz anlarında, çocuğunuz ağlarken, yerleri yumruklarken veya bağıra çağıra ayaklarını yerlere vururken, çocuğunuzun en çok ne hissettiğini düşünün ve bu hissi duymasını sağlayın.

 

Bunu bir örnekle zihnimizde canlandıralım. Mesela arkadaşıyla oynayan kızınız koşarak yanınıza geldi ve ‘Merve bana aptal dedi! Ben aptal değilim!’ dedi. Bu durumda ilk tepkiniz ne olur?

 

-Aa olur mu öyle şey. Sen çok akıllı bir çocuksun.

-Çağır Merve’yi özür dilesin.

-Oyuncağını paylaşmanı istiyor olabilir.

-Ayy! Kıyamam! Çok üzüldüm.

-Bence arkadaşına ‘aptal’ demenin güzel bir şey olmadığını söylemelisin.

-Abartma. Ne olmuş aptal dediyse?  

 

İşte tüm bunları söylemeden önce bir saniye düşünelim. Çocuğunuz ne hissediyor? Muhtemelen kızgın. Merve’ye sinirlenmiş. O zaman yukarıdaki gibi uzun uzun cümleler kurmak yerine şöyle deyin:

 

-Mmm Merve seni sinirlendirmiş.

-Evet! Ben aptal değilim!

-.. (Bir şey söylemek zorunda değilsiniz. Sadece dinleyin.)

-Bıktım artık! Bir daha onunla oynamayacağım.

-Anlıyorum. Çok kızgınsın.

-Eğer bana aptal demese beraber parka gidebilirdik.

-.. (Dinlemeye devam edin.)

-Anne? Yarın Merve’yle parka gidebilir miyiz?

 

Bazı çocuklar bu örnekte olduğu gibi krizden çabuk çıkar. Bazı çocukların sakinleşmesi ise daha uzun sürer. Kimi çocuk krizden sonra yalnız kalmayı tercih eder. Kısacası senaryo çocuğun karakterine, ortamına göre değişebilir. Değişmeyen tek şey, çocuğun hissettiklerini bilmeye ihtiyaç duyduğudur!

 

İsteklerine hayallerinde ulaşmasına izin verin.

 

Diyelim hiç olmayacak bir yerde, çocuğunuz sizden bir şey istedi. Ve bu şeyi o anda temin etmeniz mümkün değil.

 

-Anne ben dondurma istiyorum.

-Şu an bu mümkün değil.

-Ama bana ne! İstiyorum.

-Üzgünüm. Gece yarısı sana dondurma alamam.

-İs-ti-yo-rum!

-Bu saatte nerden bulabilirim? Saçmalıyorsun!

-İğrenç bir annesin! Seni sevmiyorum!

 

İşte buradan sonra zihnimizde alarm çalmaya başlar. Eyvah ağlayacak! Kendini yere atacak! Oyuncakları tekmeleyecek!

 

Tüm bunlar olmadan hemen önce şunu deneyin:

 

-Dondurma yemek istiyorsun.

-Evet! Canım istiyor!

-Alamadığım için üzgün ve sinirlisin.

-Evet!

-Gece olduğu için şu an almam mümkün değil.

-Bu haksızlık!

-Keşke canımızın istediği yiyecekleri getiren biri olsaydı.

-Bayramda şeker dağıtan teyze gibi mi?

-Olabilir. Ya da dondurma dağıtan bir teyze olsaydı. Hemen arasaydık bize koskocaman bir dondurma getirseydi.

-Bu kadar mı? (ellerini yana açarak)

-Ya da güneş kadar!

-Ya da ağaç kadar!

-Ya da apartman kadar! (Gülüşmeler)

-Anne, çok yoruldum. Dinlenmek istiyorum.

 

 

Çocuğunuz bunun gibi elde edilmesi mümkün olmayan şeyler istediğinde, bırakın hayallerinde ona ulaşsın. Hayal kurarken, içinde bulunduğu duygu girdabından kısa süreliğine de olsa uzaklaşmış olur. Sihirli değnekler ve apartman boyunda dondurmalar bunun en tatlı yoludur. Siz onu gerçeklerle yüzleştirerek açıklamalar yapmaya devam ettikçe, çocuk içine düştüğü duygu girdabında takılı kalır.  

 




Yazar :

Kategori :
Ailede İletişim
Okunma Sayısı
159