Çok mu zor?

necaticetin | Per, 16/02/2017 - 16:43 | Makale
Manevi Hayat
575
Çok mu zor?
N. Kağan Çetin
 
 
 
Bir saka, kırbasını doldurmuş giderken, önde başka bir saka gördü. Elinde su kırbası olduğu halde koşarak ona yetişti, bir parçacık su istedi. Öndeki saka “A şaşkın, sende de aynısı var; güzelce içsene!” dedi. Diğer saka cevap verdi: “A akıllı, sen bana bir parçacık su ver. Çünkü ben kendi suyumdan bıktım!”
                                                                                     Feridüddin Attar
 
 
 
Bir asırdır yaşadığımız bunalımlarda anlam krizi büyük rol oynuyor.
Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum?
Bu üç soru aslında yüz yıldır yaşadığımız problemlerin kaynağında yer alıyor.
Tüketim çılgınlığı… Silahlanma yarışı… Vahşi rekabet… Benmerkezcilik… Sosyal Darwinizm…
Fakirlik… Cehalet…
Hepsinin kökünde bu üç soruya net cevap bulunamaması var.
Bir de şu sorular önemli:
Ben bu hayata nasıl bir anlam katıyorum? Neden yaşıyorum?
Bunlar da meselenin geri kalanını tamamlayan en önemli sorular.
Şimdi dünyaya ve hayata bu sorular ışığında yeniden bakalım.
İklim değişiklikleri, çevre kirliliği, ötekileştirme, değersizleştirme, sekülerleşme, yalnızlaşma, yabancılaşma ve vahşi rekabet sonunda sürekli artan gerilim ve huzursuzluk…
Cennet gibi dünya, nasıl oldu da cehenneme dönüştü?
Bu sorular yeterince gündeme gelmediği için, gündeme gelse bile doğru cevaplar verilmediği için krizden krize sürüklenip duruyoruz.
Bir bakın çevreye:
En eğitimli kişiler bile faiz, döviz, borsa, kakara kikiri, laylaylom, futbol, magazin, politik gevezelik, kariyer, ego, başarı, gurme ve gastronomi odaklı yaşıyorlar.
Herkes televizyonlarda 24 saat dönen üç yarışma programına esir olmuş.
Üç ekran, hayata açılan bütün yolları tıkamış:
Telefon, televizyon, bilgisayar!
Böyle bir atmosferde kim kiminle sohbet edebilir?
Bu kısır döngüyü, bu esareti kırabilen kaç kişi var?
Kaç kişi kitap okur?
Kim başkalarına karşılıksız iyilik yapar?
Yetimleri, kimsesizleri, çaresizleri düşünen, onlar için çözüm üreten olur mu?
Yukarıdaki soruların cevaplarını ayetler ışığında düşünelim:
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
Demek ki her insan son derece değerliymiş.
“Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı tesbih eder.”
Demek ki bütün mahlukat ibadet halinde… O halde hiçbir mahluka zarar vermeden yaşayabilmek gerek. Çevre ve ekoloji de Allah’ın eşsiz bir sanat eseri.
“Ben cinleri ve insanları Bana kulluk etsinler diye yarattım.”
Demek ki insanın bu hayatta yaşamasının bir amacı, bir hedefi var.
“Allah iyilik yapanları sever.”
Demek ki insanlardan hiçbir karşılık beklemeden, sadece Allah için yapılan iyilikler son derece önemli.
“Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Hayır olarak harcayacağınız şey, anne ve baba, akraba, yetimler, yoksullar ve yolcular içindir. Siz hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir.”
Demek ki iyilik ve hayır için ilk sırada düşünülmesi gerekenler varmış.
İnsanları istediğiniz kadar eğitin.
Üretimi artırın, ekonomiyi düzeltin…
Maddî bütün açıkları kapatın.
Kaç para eder?
İnsanın kalp, duygu ve ruh dünyasına deva olacak bir şeyler veremedikten sonra bütün bunlar neye yarar?
Pek çok ülke şimdilerde değerler eğitimini ve aileyi ön plana almaya başladı.
Baktılar ki toplum çöküyor… İntiharlar artıyor… Yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve terör hareketleri artıyor… İnsanlar hiçbir şeye inanmıyor… İbadethaneler, kiliseler boşalıyor… Tehlike çanları çalıyor…
Demokrasi, özgürlük söylemleri havada kalıyor.
Evet, Batı bütün kavram ve kurumlarıyla tarih sahnesinden çekiliyor.
Mutfakla tuvalet arasında gidip gelen bir uygarlıktan ne hayır gelir?
Batı Uygarlığı’na ve bizdeki Batı’nın gönüllü kölelerine bir çözüm önerimiz var:
Bu kadar içe kapanmayın.
Neredeyse üç asırdan beri son derece seküler, dine uzak bir hayat yaşadınız.
Artık yeter.
Yeter…
Kalbin derinliklerinden gelen “Ebed! Ebed!” sesini ne vakte kadar duymayacaksınız?
Ölüm gerçeğinden nereye kadar kaçacaksınız?
Allah’ı bilip de bilmezlikten gelmek ne demek?
Haydi, bırakın numara yapmayı da biraz kendinize gelin.
Korkmayın, biraz cesaretli olun ve manevi dünyalara doğru bir adım atmayı deneyin.
Yalnız bir adım…
Önce bir şadırvanda güzel bir abdest…
Sonra bir caminin avlusunda dinlenen ikindi ezanı…
Ezan dinlemek… Ezanla dinlenmek sonra…
Bir başka gün:
Şehrin en güzel camiinde kılınacak bir sabah namazı…
Daha sonra…
Bir yatsı namazında şöyle doya doya secdeye gitmek…
Bütün dertlerimizi Allah’a dökmek, hâlimizi Allah’a arzetmek…
Kapına geldim, beni kapından boş çevirme, diyebilmek…
Kur’ân-ı Kerim’in sureleri arasında birkaç saat yolculuk…
Çok mu zor?
 
KAYNAK:  bizimsemaver.com



Yazar :

Kategori :
Manevi Hayat
Okunma Sayısı
575