Değerler Psikolojisi ve İnsan - Prof. Dr. NEVZAT TARHAN

necaticetin | Çrş, 30/11/2016 - 13:28 | Makale
Psikolojik Hayat
2,324
 
Değerler Psikolojisi ve İnsan - NEVZAT TARHAN 
 
I. Bölüm - Değerler
......................................
 
Dinlerin Tarihi Süreçte Uğradığı Değişim
 
Dinlerin doğdukları zamanla sonraki dönemleri arasında, inancın algılanması ve yaşanması bakımından farklar vardır.
Örneğin Museviliğin ilk yıllarında, dünyevilik ve parayı kut­sallaştırma eğilimleri yoktur. Dini kaynaklarda Hz. Musa’nın kavminden bir ay ayrılmasıyla, insanların buzağıya tapmaya başladığı anlatılır. Peygamberlerinin kısa süreliğine uzaklaşması toplumu geçmişten kalma kültürel eğilimlerine geri döndür­müş ve onların dünyevi anlamda kutsal saydıkları şeye tekrar bağlanmalarına yol açmıştır.
 
Hıristiyanlıkta da aynı durum söz konusudur. Sevginin başlıca erdem sayıldığı dinin mensupları, din adına engizisyon mahkemeleri kurmuş, cadı avına çıkmış, kilise adına insanları öldürmüştür. Antikçağ’ın etkisinde kalarak akıl hastalarını zincire bağlayan ya da ateşe atan Hıristiyanlar, bağlı bulun­dukları değerlerin özüne aykırı davranmışlardır.
Benzer şekilde, İslam dininin zuhur ettiği ilk yıllarda barış ve hoşgörü anahtar erdemlerden sayılırken, Hz. Muhammed’in kimseye şiddet uyguladığı görülmemişken ve tarihte ilk kez bir din kadın haklarından bahsederken; Hz. Peygamberden sonra gelen nesillerin İslamiyet’i yaşayış tarzındaki yanlışlıklar, bu dinin güzel erdemlerinin fark edilmesini engellemiştir. İnsanlıkla ilgili çok yeni durumların konuşulduğu ve farklı kavramların ortaya atıldığı bu devirde, değerlerin hayata ge­çirilmesi bakımından, insanlık tarihinin en hızlı sosyolojik gelişimi yaşadığını söyleyebiliriz. Fakat Hz. Muhammed’in vefatından sonra, Arapların kendi geleneksel öğretilerine dön­meleri, Mezopotamya kültürünün ön plana çıkması ve Emevi- lerle birlikte baskıcılığın da söz konusu olmasıyla İslamiyet’in incelikleri göz ardı edilmeye başlanmıştır.
 
Hz. Muhammed’in hayatını incelediğimizde Arap gele­neklerinden uzak, barış ve uzlaşmayı ön planda tutan, pay­laşmaya çok önem veren bir yaşantıyla karşılaşırız. Paylaşma vurgusunun, İslamiyet’in yayılmasında tesiri büyüktür. Hz. Muhammed “Neredeyse komşunun komşu üzerinde mirasçı
olacağını zannettim” diyerek bu konudaki hassasiyete dikkat çekmiştir. Yine İslamiyet, sosyal bir değer olarak adaleti ön planda tutmuştur.
 
Hümanizm, asıl değer olarak sınırsız özgürlüğü benimse­miş, semavi dinlerin insanı hudutlara hapsettiğini söylemiş ve sosyal değerleri ikinci plana atmış; değerlerini, limitlerin kimseyi yerinden kıpırdayamaz hale getireceği ve bunun da insanlardaki girişimciliği önleyeceği düşüncesine dayandırmış­tır. Ancak Batı’nın son yüzyıllarda benimsediği bu hümanistik değerler, 1990’lı senelerden sonra değişim geçirmiştir. Yaklaşık son yirmi yıldır biyoloji alanında yapılan çalışmalar, insan davranışlarının sınırlandırılması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Duygusal zekâya vurgu yapan bu tez, hümanizmin “Özgür ol, zincirleri kır, duvarları yık, istediğin gibi yaşa!” sloganının sorgulanmasını sağlamış; asıl özgürlüğün insanı esir eden duygularından kurtulmasıyla gerçekleşeceğini söylemiştir. Arzuların ve kimi duyguların oluşturduğu baskı sebebiyle, pek çok şeye karşı bağımlılık geliştiren kişi, gerçek özgürlükten uzaklaşmaktadır. Bir başkasının esiri olmayı kabul etmeyen insanın, duygularının esiri olmaktan da uzak durması ge­rekmektedir. İşte hümanizmin “İnsanları özgür bırakırsak mutlu olacaklardır” tezi, bu noktada tehlikeye girmiştir. Ve bu tezin yanlışlığı; Hitler’in ortaya çıkması, nükleer bombaların kullanılması, uyuşturucu aliminin yaygınlaşması, çocuklara yapılan cinsel tacizlerin artması, sadizmin yükselmesi, em- patinin azalması, duygusal beceriksizliklerin yoğunlaşması ve bencilliğin had safhaya varmasıyla kendini göstermiştir. Hümanizmin temel aldığı özgürlüğün her şeyi çözeceğine dair inancın yeniden yapılandırılması, bunun içinse erdemlerin yıpranmadan eğitilmesi gerekmektedir. Bireysel mutluluk ve toplumsal barış için duyguların eğitilmesi ve erdemlerin yeniden gözden geçirilmesi, hümanizmin sorgulanmasını sağlayacaktır. İçinde bulunduğumuz postmodern dönemde, bilimsel birikimler ve teknolojik kazanımlara rağmen top- lumların ahlaki gelişiminde yaşanan yıpranma ve bozulma­lar, insanların maddeye dayalı şeyleri kutsallaştırmalarının sonucudur. Hümanizmin bir getirisi olan insan hakları hâlâ dünyanın evrensel değerleri arasında yer alırken, insana sınırsız özgürlük imkânının tanınıp tanınmaması gerekliliği, ciddi bir tartışma konusudur.
 
”Erdem haz almada ölçülü olmaktır”
 
Aristo
 
Duyguların Değerlere Yansıma Şekilleri
 
Değerleri anlamlı kılan, onların duygularla birlikte ele alınmalarıdır. Erdemlerin duygulardan yoksun olması, insa­nın inandıklarının temelini bulmasında güçlük yaşamasına sebep olabilir. Örneğin alçakgönüllü olmayı seven, gurura kapılmaktan hoşlanmayan, doğruluktan vazgeçmeyen in­sanların bu erdemlere olan yakınlığını, o kişilerin hissettiği duygular belirler.
 
İnsanların değer olarak kabul ettikleri maddi şeyler var­dır. Bir de bunun ötesinde fark edilmeyen, manevi faziletler mevcuttur. Soyut ya da somut bütün değerlerin hayata geçi­rilmesinde insanı motive edecek olan şey, inandığının gereğini en güzel şekilde yapmaktır. Yoksa maddi refahla mutluluk arasında birebir bağlantı kurmak yanlış olur.
 
İnsanın Değeri Neyle Ölçülür?
 
İnsanın değerini belirleyen şey, herhangi bir konuda kötü­lük yapma ve elindeki imkânları kendi lehine çevirme fırsatı varken, iyilik ve dürüstlükle ilkelere uygun olarak hareket ede­bilmesidir. Bir insanın inandığı değerlere aykırı davranmasının göstergesi olarak, her duyduğunu doğru kabul edip söylemesi yeterlidir. Erdemlerin kesintisiz olarak yaşama geçirilmesinde, doğru, duru ve sade niyetler taşımak ciddi rol oynar.
 
KAYNAK: Değerler Psikolojisi ve İnsan - NEVZAT TARHAN kitabından alıntı
 



Yazar :

Kategori :
Psikolojik Hayat
Okunma Sayısı
2,324

Makaleler Yorum ve İçerikler