Nefes nefese bir maraton… - Necati Kağan Çetin

necaticetin | Cum, 27/09/2019 - 15:46 | Makale
Toplumsal Hayat
151
Nefes nefese bir maraton…
Necati Kağan Çetin
 
 
 
“Sabah sekiz akşam beş arasında mesai yapacaksın ve karşılığında sana saat başı şu kadar ücret vereceğim.” Bu durum, zamanın hayra değil de nakde çevrilmesi gerektiği, aksi takdirde zamanın heba olduğu düşüncesine götürüyor insanları. Dolayısıyla insan her ânını tıka basa dünyevi meşguliyetlerle doldurmak zorunda hissediyor. İnsanın kendini kâinatın efendisi olarak görmeye başlaması da bu tasavvurun ürünü.
Prof. Dr. Kemal Sayar – Dünyaya Geldim Gitmeye
21. yüzyılın şu ilk çeyreğinde ne yazık ki biraz olsun durup düşünmeye vakit yok. Sürekli bir koşturmaca, hiç durmadan işleri kovalamak… Aralıksız bir dünya telaşı… Çok yüksek bir hayat temposu…
Birbirini kovalayan iş görüşmeleri…
Çok yoğun ve yorucu geçen iş toplantıları…
Kısa, orta, uzun vadeli projeler, planlamalar…
Üretim, yatırım, kâr, zarar…
Satış, pazarlama, satınalma…
Gelir gider tabloları, bilançolar…
Finansal raporlar, analizler, kâr motivasyonu…
Tedarik zinciri, meslek içi eğitimler…
Dönem sonu değerlendirme toplantıları, gelecek projeksiyonları…
İnsan kaynakları, risk analizleri…
Risk yönetimi, çatışma yönetimi…
Döviz kurları, Euro-Dolar pariteleri…
Yok olan dost sohbetleri, muhabbetler…
Evde işte her yerde ekranların hakimiyeti…
Evle iş arasında mekik dokuyan otomobiller…
Evden işe, işten eve salınıp giden bir sarkaç.
Son derece seküler bir bakış açısı.
Alabildiğine dünya odaklı bir vizyon.
Olabildiğince maddeye yönelik bir perspektif.
Mânâya kapalı bir hayat anlayışı.
Bu hayat tarzında durup düşünmeye yer var mı?
Kısa bir mola var mı?
O kısa molada insan ne düşünebilir ki?
İnsan böyle yüksek tempolu bir dünya telaşında ezan seslerini duyabilir mi?
Kendi iç sesine kulak verebilir mi?
Dua edebilir mi?
İki rekât namaz kılabilir mi?
Geceleri pırıl pırıl yıldızları görebilir mi?
Bir çiçek koklayabilir mi?
Çiçekte tecelli eden ilahi isimleri okuyabilir mi?
Bir caminin şadırvanında abdest alabilir mi?
Karşılıksız iyilik yapabilir mi?
Tekdüzelik, monotonluk, durağanlık bu kadar mı kuşatıcı, bu kadar mı görünmez?
Bu tabloda grinin her tonu olsa da…
Başka renkler yok.
Hayatın müziği, melodileri, armonileri burada yok.
Özeleştiri, nefis muhasebesi, otokontrol yok.
Aklıselim, fikriselim, hissiselim, zevkiselim görünmüyor.
Hüsnüniyet, hüsnünazar kayıp.
Vahşi rekabetle dolu hayat tarzına rest çekebilir mi insan?
İnsan böyle süratli tempoda, bir derde derman olabilir mi?
Bir öksüzün, bir yetimin başını okşayabilir mi?
Bir sayfa Kur’ân-ı Kerim okuyabilir mi?
Kâinat kitabındaki harflerle anlamlı bir cümle kurabilir mi?
O cümle nasıl kurulur?
Bir caminin avlusunda kendi hayat serüvenini düşünebilir mi insan?
Vahşi rekabetin minderinden, vahşi rekabetin deplasmanından birkaç saatliğine kopmak bu kadar mı zor?
İnsan ne kadar güçlü olursa olsun, vahşi rekabetle sonsuza kadar yarışamaz.
Vahşi rekabet eninde sonunda insanın bileğini büker, nefesini keser.
Kaç yıl dayanabilir insan vahşi rekabetle yarışa?
Elli yıl? Yüz yıl?
İnsan hiç yorulmayacağını zanneder vahşi rekabet maratonunda.
Hep yirmi yaşında zanneder insan kendini bu maratonda.
Yıllar birbirini kovalar.
İnsan yaşlanır.
Dizlerin dermanı biter.
Gözlerin feri söner.
Ama rekabetçi insanın ihtirasları, hırsları katlanarak artar.
Kariyer planları 150-200 yıla uzanır.
Böyle birisinin hayatında beş dakika durup düşünmeye vakit yoktur.
Beş vakit namaza yer yoktur.
Gerçekten böyle mi?
Evet.
Bütün bunların ötesinde…
Bazılarının dünyasında sadece ve sadece faiz, döviz, borsa, arsa, kredi kartı, bonus muhabbetleri… Kakara kikiri muhabbetler… Otomobil muhabbetleri, televizyonlarda 7/24 dönen herkesin izlediği o yarışma programı, futbol, magazin, politik gevezelikler, politika saplantılı hakaretler… Ego, kariyer, başarı, gurme, gastronomi, yeme içme muhabbetleri var.
Böyle bir tabloda hata nerede?
Doğru soru hangisi?
Doğru soruyu kim soracak?
Doğru soru kime sorulacak?
Hangi bağlamda, hangi şartlarda sorulacak?
Bir de bakmışsın…
Ömür geçip gitmiş.
 
KAYNAK: bizimsemaver.com



Yazar :

Kategori :
Toplumsal Hayat
Okunma Sayısı
151