Tereddüt de güzeldir bazen

necaticetin | Sal, 16/05/2017 - 12:35 | Makale
Toplumsal Hayat
383

Tereddüt de güzeldir bazen

Ahmet Ay

 

"Özgürlüğe yönelen irade boşluğa düşer."

Thomas Mann, Mario ile Sihirbaz'dan

 

 

Taberanî'de nakledildiğine göre; İbn Sa’d es-Saidî (r.a.), Resulullah aleyhissalatu vesselamın şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Mü'minin niyeti, amelinden daha hayırlıdır. Münafığınsa ameli, niyetinden daha hayırlıdır.” Abdurrahim b. Yahya el-Esved, bu hadisi izah sadedinde der ki: “Mü'minin ameldeki ihlası amelinden daha hayırlıdır.” Ebu Talib el-Mekkî aynı hadisi şöyle yorumlar: “Niyetler gizlidir ve gizli amellerin sevabı kat kat verilir. (...) Aynı zamanda Allah Teala, bir kula niyeti bahşettiği zaman ihlası da bahşeder ve o kişiyi niyetine gelebilecek afetlerden korur.

Daha bunlar gibi pek güzel izahlar var. Bir tanesini de ben işitmiştim. Diyordu ki: Mü'min, bir amele niyet ettiğinde, niyetinde bir saflık vardır. Ama o niyetle amel ettiğinde, işlediği amel, niyetindeki kadar saf kalmayabilir. Örneğin: Bir insan, tam bir ihlas ile cihada niyet edebilir. Ama cihad ederken yaptığı kahramanlıkların ardından insanların iltifatları karşısında (öz nefsinin beğenisi de dahildir buna) ihlasını aynı saflıkta koruması zordur. Yine mesela: Allah rızası için sadaka vermeye niyet eden adam, niyeti amel oluncaya kadar safiyetini bihakkın koruyabilir. Ama amel ortaya döküldüğünde, şahid olanların kendisine göstereceği teveccüh/iltifat karşısında, riyakâr bir tereddüte düşmesi muhtemeldir.

Bütün bu insanî endişelerin yanısıra, "Kusur insanın imzasıdır." Yaptığı her amele atar onu. Kendisinin olduğunu belli eder. Bu sebeple; niyetken, hayalken veya tasavvurken sorunsuz olan kimi düşler, sahada tamamen insanî vartalarla kusurlu hale gelebilirler. Sen cihad diye kılıcını sallarken, Allah korusun, belki önüne bir masum denk gelir, haddini bilemezsin, incinir. Yahut sadaka niyetiyle bağışta bulunurken, takındığın kem bir tavır, bir fakirin gönül sarayını incitir. Veyahut namaz kıldığın yer necistir, dikkat etmemişsindir, namazına zarar gelir vesaire.

Bana öyle geliyor ki; mü'min, ameli ve niyeti arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa, oyunu mutlaka niyetinden yana kullanır. Güvenmez yani amellerine. Ucba düşmez. Hadiste kendisine nasihat edildiği şekilde 'daha hayırlı olanın' niyet olduğunu bilir. Amelinden niyetine kaçar. Böyle bir bakış sahibinin, zararlı amelini terketmesi kolaydır. "Niyetim iyi idi. Fakat ne de olsa insanım. Belki de yanlış yaptım/yapıyorum" demesi kolaydır. Çünkü söylem ile eylemin, niyet ile amelin birebir ölçüşmediğini, hadis-i şeriften güzelce ders almıştır.

Mü'min, elinden ve dilinden insanların emin olduğu insandır. Fakat aynı mü'min, diğer bir yönüyle, asla kendisinden ve akıbetinden veya amellerinden emin olmayandır. Ömerî bir tereddüt taşır içinde her zaman. "Bütün insanlar cennete, bir tek kişi cehenneme gidecek olsa, korkarım ki ben olayım!" der. Zaten onu diğerleri için zararsız hale getiren de bu insanî tereddüttür. "Ya ben yanlıştaysam?" sağlıklı endişesidir. Bu endişe, onu, masivaya karşı daha merhametli, Rabbine karşı daha tevbekâr ve hakikate daima aç bir hale getirir.

Buharî'deki meşhur fitne hadisinde bahsedilen 'koşanı yürüten, yürüyeni durduran, ayakta olanı oturtan, oturanı yatıran, yatanı uyutan... ' mü'minane tereddüt budur. "Hatalı olan ben miyim?" sorgulamasıdır.

Fakat münafıkta, hadisin de altını çizdiği gibi, işler böyle yürümez. Münafık ahlakının bir yanı ikiyüzlülükse, diğer yanı amelini sorgulatmamaktır. Evet, münafık, konuştuğumuz örneklerden hareketle izah edersek, "Elinden ve dilinden emin olunamayan, ama kendisi her işinin doğru olduğundan kesinlikle emin olan..." insandır. Kalbini de amellerini de sorgulatmaz bu yüzden. İyi niyetli olmasının(!) amellerinin iyi olması için yeterli olduğunu düşünür. Temiz kalbine(!) o kadar inanmıştır ki, elinden yanlış işler sudur edebileceğine ihtimal vermez, verdirmez. İhtar edenleri tenkid, tekdir, hatta tekfir eder. Bakara sûresinde şöyle anlatılır onların bu hali:

"Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, fakat farkında değillerdir. 'Siz de herkesin inandığı gibi inanın' dendiğinde, 'O beyinsizler gibi mi inanalım?' derler. Oysa beyinsizlerin tâ kendisi onlardır, lakin bunu da bilmezler."

Görüyorsunuz ya, ne kadar açık. Amellerinin sahada sorunlar çıkardığı, bozgunculuk yaptıkları, yanlışta oldukları kendilerine hatırlatıldığında nasıl da daha hayırlı buldukları amellerinin yanında yer alıyorlar! O kadar kendilerinden ve yaptıklarının doğruluğundan emin bir halleri var ki.

"Bakın bütün insanlar sizden farklı bir şekilde düşünüyor. Onların sözlerine kulak verin. Onlar gibi bakın/düşünün/iman edin!" denildiğinde de tepkileri nasıl oluyor? "Yahu acaba biz mi yanlıştayız?" diyeceklerine, farklı düşünenleri aşağılamayı seçiyorlar: "O beyinsizler gibi mi inanalım?"

Halbuki aslında bu 'seçilmişlik algısıyla' aptallıklarını ortaya koymuş oluyorlar. Tıpkı ters yönde giden Temel gibi: Radyoda "Bir araba ters yöne girmiş. Otobanı birbirine katıyor!" diye duyduğunda "Kardaşum ne bi tanesu? Ha bunlarun hepisu ters yolda!" diyebiliyorlar. Halbuki Bediüzzaman demiyor mu: "Gayr-i meşru tarik ile bir maksada giden zat, galiben maksudunun zıddıyla görür mücazat." Bunların da gayrımeşru tarikleri/yolları onları en nihayet hezimete götürüyor.

O yüzden, sen 'sen' ol, amellerinden emin olma arkadaşım. İnsanî bir tereddüt hep bulunsun yüreğinde. "Ya ben yanlışsam?" de. "Ya ben yanılıyorsam?" Bu Cenab-ı Hakkın bir lütuf olarak kalbimize bıraktığı, bizi insan kılan, kıymetli bir tereddüttür. Empatiyi ve merhameti arttırır muhataplarımıza karşı. İtirafa ve tevbeye kapı açar. O münafıklara ahlakça benzeme ki; küçük bir zümredirler, ama doğru yolda yalnız kendilerini bilirler, kendi doğrularına uymayan herkesi de tıpkı ayette geçtiği şekilde aşağılarlar. "Ümmetim dalalet üzerine birleşmez!" buyuruyor Allah Resulü aleyhissalatuvesselam. Sen de ümmetin adamı ol. Ümmetle birlikte yürü. Sevad-ı âzâma ittiba et. Sıradanlığın içinde huzuru bulursun. Bu arada, cadde-i kübraya bir tarif arıyorsan, belki son paragrafı tekrar okumalısın.

 




Yazar :

Kategori :
Toplumsal Hayat
Okunma Sayısı
383